ÖZEL BİR KOLEKSİYONDAN "NADİR KİTAPLAR" MÜZAYEDESİ

Alif Art Antikacılık A.Ş. tarafından 6 Mayıs 2012 Pazar günü, saat 12.00'de Esma Sultan Yalısı'nda gerçekleştirilecek olan, "Özel Bir Koleksiyondan Nadir Kitaplar Müzayedesi", Türkiye'de bugüne kadar düzenlenen en kapsamlı antika kitap müzayedesi. 343 lotta toplam 1045 kitap, iki klasör hisse senedi ve 18 harita meraklılarının ilgisine sunulacak. Çoğunluğu Osmanlı dönemi ile ilgili gravür ve haritalarla zenginleştirilen tarih, sanat, kültür, seyahatname ve hatırat türündeki oryantalist kitapların en eskisi 1543 yılından kalma ve 12 Osmanlı sultanını anlatan "Veit Traut". Müzayedenin en nadiri ise dünyanın hiçbir kütüphanesinde örneği bulunmayan, dört metre uzunluğundaki "Gudenus Panoraması"nın kitap halinde özgün şekilde muhafaza edilmiş olan nüshası...

Yazarı tarafından saray için özel olarak yaptırılan cildinde ve takdim mektubu eşliğinde son Hannover Kralına sunulan mimari kitabı, Jüstinyen dönemi İstanbul'unu anlatan dünyada başka bir örneği olmayan yazma kitap, Armalı Saray cildinde muhafaza edilen el yapımı İstanbul ve Çanakkale haritaları, Zonaro'nun resimlerinden oluşan ve sadece 300 adet basılan "Dersaadet" isimli kitap müzayedenin öne çıkan eserleridir. Türkiye tarihinde sanat, mimari, tıp, ulaşım, ekonomi, hukuk, diplomasi, gayrimüslimler, giyim-kuşam tarihi, yeme-içme kültürü, misyonerlik, tasavvuf, arkeoloji, Osmanlı harem hayatı, atlas ve ansiklopediler, erotizm, halk folkloru, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşları gibi konularda yazılmış, bazıları yazarları tarafından imzalanmış eserler gerek enderlikleri, gerekse cilt güzellikleri ile yoğun talep görecek ve büyük çekişmelere sahne olacaktır.

Müzayedeye giren tüm eserleri içeren kataloga www.alifart.com adresinden ulaşılabilir.

Kitap meraklıları müzayedeye herhangi bir ücret ödemeden katılabilecek ve kişisel bilgilerini kayıt masasına kayıt ettirdikten sonra alacakları bayraklarla pey arttırımında bulunabilecekler.

Çevirinin Önemi

‘Kendine Ait Bir Oda’ beş-altı yıl sonra 90 yaşında olacak. Virginia Woolf bu eserinin çekirdeğini, 1928 yılında Cambridge Üniversitesi’nde bir konuşma olarak var etmiş. ‘Kendine Ait Bir Oda’ yayımlandığı günden beri ilgi devşirmeye devam ediyor.

‘Kendine Ait Bir Oda’yı bu kez İlknur Özdemir çevirmiş dilimize; Türkçe açısından kusursuz bir çeviri, hayranlık duyarak okuyorum.

Öyle anlaşılıyor ki, Kırmızı Kedi Yayınevi Virginia Woolf külliyatına yol almakta. İlknur Özdemir, ‘Mrs Dalloway’i de Kırmızı Kedi için çevirmişti. Biraz ürkmüştüm. Çünkü bu eşsiz romanı Tomris Uyar’ın çevirisinden okumuştum. Sonra, Özdemir’in çevirisini okumaya başlayınca, daha ilk cümlede önemli bir ayrım çıktı karşıma. Bütün romanın anlatımını değiştirebilecek bir ayrım. Bence tartışılmaya değer.

‘Kendine Ait Bir Oda’yı yıllar önce başka bir çeviriden okumuş, pek tadına varamamış, bulanık sularda gezinmiştim. Şimdiyse eser pırıl pırıl görünüyor, dupduru, alabildiğine açık seçik. Bir kez daha ‘çevirinin önemi’ karşımıza çıkıyor.

Ama bambaşka bir sorun da karşıma çıktı. Kadının edebiyatla, yazıyla çiziyle özgürce uğraşmasını dileyen Virginia Woolf, bir ara şöyle diyor:
“Sizlere ancak önemsiz sayılacak bir hususta fikir verebilirdim – bir kadın eğer kurmaca yazacaksa, parası ve kendine ait bir odası olmalıdır.”

1928’e varan süreçte, kadın kurmaca yazarlarının çileli yaşamlarını, sarp yollarını söylüyor bir bakıma. Bense yakın dönem edebiyatımızın, Türk edebiyatının çilekeşlerini düşündüm. Kadınların yanı sıra erkekler. Hatta erkek yazarlar sayıca daha kalabalık. Üstelik yıllar 1928 falan değil, 70’lere, 80’lere uzanıyor. Bugüne uzanıyor.

‘Handan’ 1912 tarihlidir. O çağda bir kadın yazarın kaleminden çıktığına inanılamayacak kadar cesur bir roman. Ufak tefek skandallar kopmuş ama, Halide Edib Hanım yolunda yürüyüp gitmiş. Pek parası yokmuş, ne var ki kendine ait bir odası olduğunu anılarından, ‘Mor Salkımlı Ev’den öğreniyoruz.
Çeyrek yüzyıl sonra Kemal Tahir, Orhan Kemal , A. Kadir, adsız sansız ötekiler, hiçbirinin parası yok, kendilerine ait odaları yok, cezaevindeler.

Tanıdığım şairler, hikâyeciler, bir ikisi dışında romancılar bir ömür boyu edebiyatla geçim sağlayamadılar. Behçet Necatigil öğretmendi. Edip Cansever babadan kalma antikacılığı sürdürüyordu. Vedat Günyol, Rauf Mutluay öğretmenim oldular. Kemal Tair ‘Devlet Ana’ya kadar takma adla romanları, hatta Mayk Hammer’ler yazdı. Dağlarca’nın kitabevi vardı. Oktay Rifat Devlet Demiryolları’nda avukattı. Örnekleri istediğinizce çoğaltabilirim. Demek, coğrafyadan coğrafyaya, kültürden kültüre koşullar adamakıllı değişiyor.

Virginia Woolf yazmak dediğimiz edimin ıcığını cıcığını deşiyor. Başarıya giden yolda, yazarın, hiç değilse geçinecek kadar para kazanmasını zorunlu görüyor. Sonra tabii kendine ait bir oda. Brontë Kardeşler’in serüvenini deşerken bu soydan kaygıları büsbütün gözler önüne seriliyor:
“(...) hem de bu kadınlar, o saygıdeğer evde bütün ailenin oturduğu odada, ‘Uğultulu Tepeler’ ya da ‘Jane Eyre’i yazmak için her seferinde birkaç tabakadan fazla kâğıt alamayacak kadar yoksuldular.”
77. sayfadan alıntı. Bu kez de yazmak nasıl engelleneez bir dürtüdür diye düşündüm, durdurulamaz, frenlenemez.

Emily Brontë ‘Uğultulu Tepeler’in ne kadar çok sevildiğini hiçbir zaman göremedi. Belki bu sevgiyi düşlemedi bile. Ama yazdı.

Virginia Woolf’a gelince, çıldırıya varan bunalımlara rağmen yazdı. Daha güvençli, özgüvenli olduğu halde, yazdıklarından hep endişe duydu. Yirminci yüzyılın en büyük romancılarından biri bugün. Büyüklüğün pahasını canına kıyışla ödedi.

İlknur Özdemir’in çevirisinden ‘Kendine Ait Bir Oda’yı mutlaka okuyun. ‘Gerçek’ yazarlığın hangi sancılardan geçtiğine tanık olacaksınız.

Selim İleri
Radikal Kitap

MEVLANA AYI




Nisan ayını ” Mevlana Ayı “ ilan ettim . Onu sadece Şeb-i Aruz da hatırlayanlara inat kendi kişisel takvimimin yeni bir yılı karşıladığı bahar aylarını özellikle seçtim. Onu ağaçlarda çiçeklenen yaprakların müjdesinin ruhuma vurduğu akislerle karşılamak istedim… Dünyanın düğününe şahitlik ederken yanımda olsun , kokusu baharın kokusuna karışsın , o kimsenin duymadığı sözlerini sadece bana fısıldasın istedim. Aynı zamanda hayata dair kırılan ümitlerime ilaç olsun , sabrıyla , hoşgörüsüyle , yumuşak başlılığıyla insanca bozulan ayarımı tamire vesile olsun istedim.Hatta istemek arzumu törpülesin , istememeyi dilemeyi öğretsin ...  Ve konusu Mevlana Celaleddin Rumi olan üç kitabı ardı ardına , büyük bir heyecanla okudum .

Okuduğum kitaplar Rumi ve Şems ekseninde dönen , onların hayat hikayesini konu alan üç romandı . Sırayla Okay Tiryakioğlu ‘ dan “ Mevlana “ , Sinan Yağmur ‘ dan “ Aşkın Gözyaşları 1 “ , Ahmet Ümit ‘ den “ Bab-ı Esrar “ . Bu üç kitaptan kısaca bahsetmek istiyorum . Hem blogu takip eden okurların da okuduğumuz kitaplarla ilgili yorum beklentileri olduğunu biliyorum ve bu kitaplar başlangıç olsun diye ümit ediyorum.

İlk kitap Tiryakioğlu ‘ dan “ Mevlana “ yazarın tarzına uygun olarak tarihsel bir sürecin anlatımı olarak romanlaştırılmış . Rumi ‘ nin  babası Bahaeddin Veled ‘ in Belh ‘ den ayrılışı ve o zamanlar henüz çocuk olan Mevlana ‘ nın Konya ‘ ya geliş hikayesini öğreniyoruz . Sonrasında Şems ‘ in Konya ‘ ya gelişi ve Mevlana ‘ nın şairlerin piri olma hikayesi . Roman sade bir dille yazılmış ve vakalar çoğunlukla Mevlana ‘nın müridlerinin Belh dergahındaki dostlarıyla yaptığı mektuplaşmalar üzerinden anlatılıyor . Bu şekilde yazar devrin hem Anadolu döneminde ki siyasi ve dini hayatına ışık tutmuş oluyor hem de Afganistan ve İslam dünyasına etkilerini yansıtıyor. Sade anlatımıyla kitabı tarihi roman olarak adlandırmak mümkün.

İkinci kitap  Sinan Yağmur ‘ dan “ Aşkın Gözyaşları 1 “ , diğer adıyla Tebrizli Şems  iki denizin kavuşma hikayesini anlatıyor . Önsöz de bizi yazarın Mevlana ve Şems hakkında daha önce yazılan romanlarla ilgili sitemleri karşılıyor . Özellikle Elif Şafak ‘ ın 40 kuralının Şems ‘ i yanlış anlattığı ve Kimya Hatun ‘ un yanlış aksettirildiği  yönünde eleştirilerini görüyoruz . Yazar bu şekilde kitabın gerçeklere bağlı kalınarak yazıldığı mesajını bize daha başlangıçta vermiş oluyor . Kitabın özellikle Şems ile ilgili kısımlarında Şems ‘ i Tebrizi ‘ nin kendi eseri olan Makalat’ tan alıntılarla yazılmış.  Yine anlatımda tarihsel sıraya uygun gidilen sade bir üslup tercih edilmiş.

Üçüncü kitap Ahmet Ümit ‘ den “ Bab-ı Esrar “ ise mistik ve polisiye öğeler içeren bir kurgu roman . Hikaye günümüzde geçiyor ve baş karakter  babası Konya ‘ lı annesi bir İngiliz olan ve İngiltere ‘ de doğup büyüyen bir sigortacı Karen Kimya . Babası Poyraz (dergahta yetişmiş bir sufi ) tarafından daha çocukken terk edilen Karen iş sebebiyle Konya ‘ ya gelmek zorunda kalıyor ve bundan sonra  hikaye karakterin Şems  ile  mistik bir bağlantı kurmasıyla devam ediyor . Yine iki denizin buluşması , Kimya Hatun ‘ un ve Şems’ in ölümleri Şems ‘ in gözünden  okuyucuya aktarılıyor. Mistik öğelerin ön plana çıktığı bir hikayeye  polisiye unsurları da ekleyen yazar , bugüne kadar Mevlana Şems ilişkisi ile ilgili kafalarda soru yaratan tüm konuları da irdeliyor ve farklı bakış açılarını okuyucusuyla paylaşıyor . Özetle başarılı bir kurgu roman . 

Mevlana Celaleddin Rumi ‘ yi kitaplardan okuyup anlama çalışmamıza Şems ‘ in gönlü razı olmazdı sanırım . O ki Mevlana ‘ ya kitaplarını atmasını hakikati onlarda bulamayacağını salık vermişti . Ama biz kitaplarla ve Rumi ile olan ilişkimize kendi eseri “Mesnevi “ ile devam edeceğiz . Belki devrin hakikati kitaplarda gizlidir…

Bir Çeviri Sanatçısı



Orijinali yabancı dil ile yazılmış bir kitabı okurken yazarın ve ait olduğu kültürün anlaşılmasını sağlayan, aralara ayna düzenekleri kuran kişi çevirmen.Berbat çeviriler yüzünden kaç harika heves sönüp gitti.Zevk alınası,yaşanılası kaç kitap maymun oldu.Benim gibi bir kitabı ne olursa olsun bitirme takıntılı kaç kişi için zevk eziyete dönüştü.Çevirmen gerçekten iyi olmalı.Öyle ki biz kitabın orjinal dilinin farklı olduğunu ara ara unutalım.

Kardeşim sayesinde tanıştığım Roza Hakmen yaptığı işin hakkını veren, çoğu insanın bir kitabı okumak için ismini referans kabul ettiği bir çevirmen.
Kendimin de bizzat "Evlilik - Sergio Pitol " çevirisini okuma şansım oldu.Yazının akışından ve çevirideki sadelikten kitabı kolayca ve sıkılmadan okudum.Bence de övüldüğü kadar var.Kitaba değil de çeviriye hayran olabiliyorsunuz bazen.
Roza Hakmen 'in çevirilerinden bazıları :

• De Profundis (Oscar Wilde)
• Bütün Masallar, Bütün Öyküler (Oscar Wilde)
• Bir Elin Sesi Var (Anthony Burgess)
• Matmazel Christina (Mircea Eliade)
• Don Kişot (Miguel de Cervantes)
• Kayıp Zamanın İzinde (Marcel Proust)
• Cennet Dolmuşu (E.M. Forster)
• Kader (Tim Parks)
• Europa (Tim Parks)
• Kanlı Düğün (Federico Garcia Lorca)
• Gizli Güç (Louis Couperus)
• Vampirle Görüşme (Anne Rice)
• Müze Bekçisi (Howard Norman)
• Özgürlük Korkusu (Eric Fromm)

Cervantes - Don Kişot'u orjinal dilinden(İspanyolca) tam metin olarak 9 ayda çevirmiş.

Bu çeviri hakkında Radikal Kitap ta yayınlanan röportaj ;

Roza Hakmen: 'Çevirmek büyük eğlenceydi'
1605'ten bu yana en çok okunan, en çok sevilen, en çok yorumlanan ve yeniden yazılan Don Quijot'u ilk kez yazıldığı dil İspanyolca'dan eksiksiz biçimde Türkçeye çeviren Roza Hakmen'e eseri çevirmenin zor ve eğlenceli taraflarını anlattı.

Don Quijote'u çevirmenin zorlukları nelerdir? 
Çok kısa bir sürede çevirmek zorunda kalmam en büyük zorluktu benim için. Yapı Kredi, kitabı bankanın yeni yıl hediyesi olarak düşünmüştü başta. Az sayıda basılacak, büyük formatta bir kitap olacaktı. Bu nedenle de acele olarak çevirmemi istediler. Dokuz ay gibi kısa bir süre içerisinde çevirdim Don Quijote'yi. Ki bu süre içinde sadece ve sadece bu çeviriyle uğraştım. Fakat çevirirken çok keyif aldım; kitabın kendisi çok keyiflidir. Bugüne kadar yazılmış dünyanın en eğlenceli kitabıdır Don Quijote. Zorluklar da vardı elbette. Dil, bugünkü İspanyolca değil, eski İspanyolca çünkü. 
Çeviriden önce Türkçe olarak okumuş muydunuz eseri? 
Don Quijote'yi Türkçe okumamıştım. Eseri, İspanyolcayı öğrendikten sonra okudum. Çeviriyi yaparken de okumadım. Çünkü daha önce yapılan çeviriler eserin orijinal dili olan İspanyolcadan değil de başka dillerden. Zaten bir dilden bir başka dile çevirirken birçok şey ister istemez değişiyor. Türkçe'deki Don Quijote'lerin büyük çoğunluğu Fransızcadan çevrildi. Fransızlar da esere çok bağlı kalmazlar; biraz kalem oynatırlar, ama ben onlara bakmadım hiç. Kontrol açısından İngilizce çevirisine baktım; ondan yararlandım. 
Çeviriyi yaparken kitabın hangi basımını temel aldınız? 
Biz çeviriyi yaparken Don Quijote'nin ikinci basımını temel aldık; çünkü orijinal kabul edilen baskı odur. Don Quijote üzerine yazılmış çok fazla İspanyolca eserden yararlandım. Don Quijote dünya edebiyatının önemli eserlerinden biri olduğu için hakkında sayısız diyebileceğimiz inceleme var. 
Dil de çok önemli elbette... 
Baştan bir dil tutturmanız gerek elbette. Uygun dili bulduktan sonra pek zorlanmadım. Kitapla, dil konusunda çok da 'kavgamız' olmadı; bir uyum yakaladıktan sonra aktı, gitti.

Pedal sesini duymaya hazır mısınız?




Pedal sesini duymaya hazır mısınız?

Bir bisiklete atlayın. Herhangi bir bisiklet olsa da olur ama bence Frank Viva’nın ‘Along a Long Road’ kitabındaki bisiklete atlamalı insan. Onun bisikleti kadar hayal gücünün derinliklerinde gezinen bir bisiklet olmalı binilecek bisiklet. O bisikletin insanı nereye götüreceği hiç ama hiç belli olmaz çünkü. Kırmızı tişört ve mavi şortunuzu yanınıza almayı sakın unutmayın. Viva’nın kurduğu dünyaya yakışan tek kıyafet bu olacak gibi duruyor.
Bazı yaratıcıların kurduğu dünyaya, o dünyanın renklerine baktığımda öylesine büyük bir hayranlığın içine düşüyorum ki şaşırıp kalıyorum. Bazen olmayacak dediğim renkler birbirleriyle valse başlıyorlar. Bir de bakıyorum ki hemen sonrasındaki sayfada elektronik müziğe geçmiş olabiliyorlar. Peki bu denge, bu geçiş nasıl oluyor da böylesine güzel kuruluyor? İşte buraları anlamak mümkün değil. Sevmediğim bir müzikte dans edenleri izlemekten nasıl oldu da keyif almaya başladım ben? Onu da anlamak mümkün değil. Hemen boş verip anın tadını çıkarmaya koyuluyorum. Geçmişi unutmadan, şu andakini tatmaya çalışarak, bir sonraki sayfanın ne olacağı merakı içimi tümüyle kaplamışken... Sürekli tekrar ediyorum: Sakın başka bir kıyafet olmasın üzerimde. Upuzun bisikletim, upuzun kollarım, bacaklarım, gövdem ve kırmızı bir üst ile, mavi olacak altımdaki. Siyah, krem, mavi ve yol için seçilen sarılarla ancak başa çıkabilirim o zaman. Viva bana arada kırmızılar serpecek, bunu çok iyi biliyorum. Hatta emin olabilirim.
Little, Brown etiketiyle çıkan bu renkli resimli kitabın insanı etkileyecek tüm özellikleri koymaktan hiç çekinmeyen yaratıcısına şapka çıkarmak büyük bir keyif. O ağır ağır geçsin sarı yolunun üzerinde ve ben her geçişinde tekrar tekrar şapka çıkarayım. Hikâye bizi heyecan içinde, yüreğimiz ağzımızda ilerletirken, çizimlerde maharetli, muhteşem bir dünya ile karşı karşıyayız. Başka bir dünya kuran, o dünyanın içine tereddüde düşmeden bizi sokabilecek muhteşem bir yetenekle.
Düşünüyorum da yapacak ne işim olursa olsun ne kadar önemli olursa olsun, bu kitabı incelemekten, bu kitapta kaybolmaktan daha önemli değil şu an. Kitap böylesine etki altına alıyor insanı. Bir bisiklete binmişim, keyfim tıkırında, hiç görmediğim ve bilmediğim bir dünyanın içinde yol alıyorum. Tünelin içine giriyor, hızlı hızlı köprüden geçiyor, yokuş aşağı bırakıyorum kendimi. Sadece bisikletten alınabilecek bu keyfi, gerçek hayatta bisiklete binmeden bize yaşatacak bir yaratıcı ile karşı karşıya kaldığım için o kadar mutluyum ki.
Yol bitince tekrar başlıyor benim için. Kitabı alıyorum başa, çıkıyorum bildiğim bu yola. Tekrar tekrar. Hiç sıkılmadan. Her seferinde gözlerimi bisikletin üzerinden başka yerlere çevirerek.
Kapın bisikletinizi gelin. Bu muhteşem dünya kaçmaz! Frank Viva ile ne kadar çabuk tanışırsanız o kadar iyi. İddia ediyorum: Bu kitapla tanıştıktan sonra hayatınız eskisi gibi olmayacak.

ALONG A LONG ROAD
Frank Viva
Little, Brown
2011, 40 sayfa
Alıntıdır.
Radikal Kitap - KABORÜKO - Görkem Yeltan

SPINOZA PROBLEMİ

Irvin D. Yalom ‘Spinoza Problemi’nde, bir yandan Spinoza’nın yaşadığı döneme uzanırken, öte yandan ondan üç yüzyıl sonra yaşamış Nazi ideologu Alfred Rosenberg’in iç dünyasına iniyor. Rosenberg, henüz on altı yaşındayken, okuldaki bir konuşmada sarfettiği anti-Semitik sözler yüzünden, okul müdürü tarafından cezalandırılır. Cezası, Alman yazar Goethe’nin otobiyografisinde, Spinoza’yla ilgili yazdığı pasajı ezberlemektir. Irkçı Rosenberg için, çok sevdiği Goethe’nin Yahudi düşünüre hayranlığı büyük bir şoktur. Rosenberg, yıllar sonra, Yahudilerin yok edilmesinde büyük roller üstlenirken, bu problemle yeniden yüzleşecektir. – Radikal Kitap

***

Irvin D. Yalom, aynı anda 5 ülkede yayımlanan, Alfred Rosenberg ile ondan üç asır önce yaşayan ve ona tamamen zıt gibi görünen Spinozanın iç dünyasına yaptığı bu gizemli yolculuğu ustaca işleyip, olayları iç içe ama birbirine karıştırmadan, dolu dolu ama sıkmadan anlattığı bu romanı için:

... Yaşanmış olabilecek olaylara dair bir roman yazmaya çalıştım. Tarihsel olaylara mümkün olduğunca sadık kalarak ve bir psikiyatr olarak birikimlerime dayanarak ana karakterlerimin, Bento Spinoza ve Alfred Rosenbergin iç dünyalarını hayal etmeye çalıştım...

... Çoğu araştırmacı Spinozayı mülayim ve kibar biri olarak görüyor, bazıları da hayatını Hıristiyan azizlerinkiyle ya da hatta İsanınkiyle kıyaslıyordu. Ben de bu nedenle Spinozanın içsel yaşamına dair bir roman yazmaya karar verdim. Kişisel uzmanlığım bu noktada Spinozanın hikâyesini anlatmama yardımcı olabilirdi. Ne de olsa, o da bir insandı ve beni ve yıllar boyunca üzerinde çalıştığım birçok hastayı rahatsız eden temel insani çelişkilerle mücadele etmiş olmalıydı...

... Spinoza kütüphanesine el koyan ERR subayı (Oberbereichter Schimmer) tarafından yazılmış bir belge (17p-PS), kütüphanenin, Nazilerin Spinoza Problemini çözmelerine yardımcı olabileceğini belirtiyor... diyor.

Tanıtım Bülteninden

ZAMAN

80 kitap okuma hedefine karar verdiğimiz tarihin üzerinden yaklaşık 5 ay geçti .
İlk kitaba başladığımız 1 Kasım ' dan bu yana 4 ay 7 gün geçti .
Yeni bir yıla yeni ümitlerle başlayalı 2 ay 7 gün oldu .
4 yılda bir bizi ziyaret eden 29 Şubat ' tan sonra 7 gün daha yaşadık .
1 Mart ' tan bu yana tam 23 kez hapşurdum .
1 Kasım ' dan bu yana 23 tane kitap okudum .
6 Kasım ' dan sonra o kadar çok güldüm ki sayamadım .
Bugün 7 Mart ; 24. kitabıma başlıyorum .
Saat çalışmaya devam ediyor...