Bir Çeviri Sanatçısı



Orijinali yabancı dil ile yazılmış bir kitabı okurken yazarın ve ait olduğu kültürün anlaşılmasını sağlayan, aralara ayna düzenekleri kuran kişi çevirmen.Berbat çeviriler yüzünden kaç harika heves sönüp gitti.Zevk alınası,yaşanılası kaç kitap maymun oldu.Benim gibi bir kitabı ne olursa olsun bitirme takıntılı kaç kişi için zevk eziyete dönüştü.Çevirmen gerçekten iyi olmalı.Öyle ki biz kitabın orjinal dilinin farklı olduğunu ara ara unutalım.

Kardeşim sayesinde tanıştığım Roza Hakmen yaptığı işin hakkını veren, çoğu insanın bir kitabı okumak için ismini referans kabul ettiği bir çevirmen.
Kendimin de bizzat "Evlilik - Sergio Pitol " çevirisini okuma şansım oldu.Yazının akışından ve çevirideki sadelikten kitabı kolayca ve sıkılmadan okudum.Bence de övüldüğü kadar var.Kitaba değil de çeviriye hayran olabiliyorsunuz bazen.
Roza Hakmen 'in çevirilerinden bazıları :

• De Profundis (Oscar Wilde)
• Bütün Masallar, Bütün Öyküler (Oscar Wilde)
• Bir Elin Sesi Var (Anthony Burgess)
• Matmazel Christina (Mircea Eliade)
• Don Kişot (Miguel de Cervantes)
• Kayıp Zamanın İzinde (Marcel Proust)
• Cennet Dolmuşu (E.M. Forster)
• Kader (Tim Parks)
• Europa (Tim Parks)
• Kanlı Düğün (Federico Garcia Lorca)
• Gizli Güç (Louis Couperus)
• Vampirle Görüşme (Anne Rice)
• Müze Bekçisi (Howard Norman)
• Özgürlük Korkusu (Eric Fromm)

Cervantes - Don Kişot'u orjinal dilinden(İspanyolca) tam metin olarak 9 ayda çevirmiş.

Bu çeviri hakkında Radikal Kitap ta yayınlanan röportaj ;

Roza Hakmen: 'Çevirmek büyük eğlenceydi'
1605'ten bu yana en çok okunan, en çok sevilen, en çok yorumlanan ve yeniden yazılan Don Quijot'u ilk kez yazıldığı dil İspanyolca'dan eksiksiz biçimde Türkçeye çeviren Roza Hakmen'e eseri çevirmenin zor ve eğlenceli taraflarını anlattı.

Don Quijote'u çevirmenin zorlukları nelerdir? 
Çok kısa bir sürede çevirmek zorunda kalmam en büyük zorluktu benim için. Yapı Kredi, kitabı bankanın yeni yıl hediyesi olarak düşünmüştü başta. Az sayıda basılacak, büyük formatta bir kitap olacaktı. Bu nedenle de acele olarak çevirmemi istediler. Dokuz ay gibi kısa bir süre içerisinde çevirdim Don Quijote'yi. Ki bu süre içinde sadece ve sadece bu çeviriyle uğraştım. Fakat çevirirken çok keyif aldım; kitabın kendisi çok keyiflidir. Bugüne kadar yazılmış dünyanın en eğlenceli kitabıdır Don Quijote. Zorluklar da vardı elbette. Dil, bugünkü İspanyolca değil, eski İspanyolca çünkü. 
Çeviriden önce Türkçe olarak okumuş muydunuz eseri? 
Don Quijote'yi Türkçe okumamıştım. Eseri, İspanyolcayı öğrendikten sonra okudum. Çeviriyi yaparken de okumadım. Çünkü daha önce yapılan çeviriler eserin orijinal dili olan İspanyolcadan değil de başka dillerden. Zaten bir dilden bir başka dile çevirirken birçok şey ister istemez değişiyor. Türkçe'deki Don Quijote'lerin büyük çoğunluğu Fransızcadan çevrildi. Fransızlar da esere çok bağlı kalmazlar; biraz kalem oynatırlar, ama ben onlara bakmadım hiç. Kontrol açısından İngilizce çevirisine baktım; ondan yararlandım. 
Çeviriyi yaparken kitabın hangi basımını temel aldınız? 
Biz çeviriyi yaparken Don Quijote'nin ikinci basımını temel aldık; çünkü orijinal kabul edilen baskı odur. Don Quijote üzerine yazılmış çok fazla İspanyolca eserden yararlandım. Don Quijote dünya edebiyatının önemli eserlerinden biri olduğu için hakkında sayısız diyebileceğimiz inceleme var. 
Dil de çok önemli elbette... 
Baştan bir dil tutturmanız gerek elbette. Uygun dili bulduktan sonra pek zorlanmadım. Kitapla, dil konusunda çok da 'kavgamız' olmadı; bir uyum yakaladıktan sonra aktı, gitti.

Pedal sesini duymaya hazır mısınız?




Pedal sesini duymaya hazır mısınız?

Bir bisiklete atlayın. Herhangi bir bisiklet olsa da olur ama bence Frank Viva’nın ‘Along a Long Road’ kitabındaki bisiklete atlamalı insan. Onun bisikleti kadar hayal gücünün derinliklerinde gezinen bir bisiklet olmalı binilecek bisiklet. O bisikletin insanı nereye götüreceği hiç ama hiç belli olmaz çünkü. Kırmızı tişört ve mavi şortunuzu yanınıza almayı sakın unutmayın. Viva’nın kurduğu dünyaya yakışan tek kıyafet bu olacak gibi duruyor.
Bazı yaratıcıların kurduğu dünyaya, o dünyanın renklerine baktığımda öylesine büyük bir hayranlığın içine düşüyorum ki şaşırıp kalıyorum. Bazen olmayacak dediğim renkler birbirleriyle valse başlıyorlar. Bir de bakıyorum ki hemen sonrasındaki sayfada elektronik müziğe geçmiş olabiliyorlar. Peki bu denge, bu geçiş nasıl oluyor da böylesine güzel kuruluyor? İşte buraları anlamak mümkün değil. Sevmediğim bir müzikte dans edenleri izlemekten nasıl oldu da keyif almaya başladım ben? Onu da anlamak mümkün değil. Hemen boş verip anın tadını çıkarmaya koyuluyorum. Geçmişi unutmadan, şu andakini tatmaya çalışarak, bir sonraki sayfanın ne olacağı merakı içimi tümüyle kaplamışken... Sürekli tekrar ediyorum: Sakın başka bir kıyafet olmasın üzerimde. Upuzun bisikletim, upuzun kollarım, bacaklarım, gövdem ve kırmızı bir üst ile, mavi olacak altımdaki. Siyah, krem, mavi ve yol için seçilen sarılarla ancak başa çıkabilirim o zaman. Viva bana arada kırmızılar serpecek, bunu çok iyi biliyorum. Hatta emin olabilirim.
Little, Brown etiketiyle çıkan bu renkli resimli kitabın insanı etkileyecek tüm özellikleri koymaktan hiç çekinmeyen yaratıcısına şapka çıkarmak büyük bir keyif. O ağır ağır geçsin sarı yolunun üzerinde ve ben her geçişinde tekrar tekrar şapka çıkarayım. Hikâye bizi heyecan içinde, yüreğimiz ağzımızda ilerletirken, çizimlerde maharetli, muhteşem bir dünya ile karşı karşıyayız. Başka bir dünya kuran, o dünyanın içine tereddüde düşmeden bizi sokabilecek muhteşem bir yetenekle.
Düşünüyorum da yapacak ne işim olursa olsun ne kadar önemli olursa olsun, bu kitabı incelemekten, bu kitapta kaybolmaktan daha önemli değil şu an. Kitap böylesine etki altına alıyor insanı. Bir bisiklete binmişim, keyfim tıkırında, hiç görmediğim ve bilmediğim bir dünyanın içinde yol alıyorum. Tünelin içine giriyor, hızlı hızlı köprüden geçiyor, yokuş aşağı bırakıyorum kendimi. Sadece bisikletten alınabilecek bu keyfi, gerçek hayatta bisiklete binmeden bize yaşatacak bir yaratıcı ile karşı karşıya kaldığım için o kadar mutluyum ki.
Yol bitince tekrar başlıyor benim için. Kitabı alıyorum başa, çıkıyorum bildiğim bu yola. Tekrar tekrar. Hiç sıkılmadan. Her seferinde gözlerimi bisikletin üzerinden başka yerlere çevirerek.
Kapın bisikletinizi gelin. Bu muhteşem dünya kaçmaz! Frank Viva ile ne kadar çabuk tanışırsanız o kadar iyi. İddia ediyorum: Bu kitapla tanıştıktan sonra hayatınız eskisi gibi olmayacak.

ALONG A LONG ROAD
Frank Viva
Little, Brown
2011, 40 sayfa
Alıntıdır.
Radikal Kitap - KABORÜKO - Görkem Yeltan

SPINOZA PROBLEMİ

Irvin D. Yalom ‘Spinoza Problemi’nde, bir yandan Spinoza’nın yaşadığı döneme uzanırken, öte yandan ondan üç yüzyıl sonra yaşamış Nazi ideologu Alfred Rosenberg’in iç dünyasına iniyor. Rosenberg, henüz on altı yaşındayken, okuldaki bir konuşmada sarfettiği anti-Semitik sözler yüzünden, okul müdürü tarafından cezalandırılır. Cezası, Alman yazar Goethe’nin otobiyografisinde, Spinoza’yla ilgili yazdığı pasajı ezberlemektir. Irkçı Rosenberg için, çok sevdiği Goethe’nin Yahudi düşünüre hayranlığı büyük bir şoktur. Rosenberg, yıllar sonra, Yahudilerin yok edilmesinde büyük roller üstlenirken, bu problemle yeniden yüzleşecektir. – Radikal Kitap

***

Irvin D. Yalom, aynı anda 5 ülkede yayımlanan, Alfred Rosenberg ile ondan üç asır önce yaşayan ve ona tamamen zıt gibi görünen Spinozanın iç dünyasına yaptığı bu gizemli yolculuğu ustaca işleyip, olayları iç içe ama birbirine karıştırmadan, dolu dolu ama sıkmadan anlattığı bu romanı için:

... Yaşanmış olabilecek olaylara dair bir roman yazmaya çalıştım. Tarihsel olaylara mümkün olduğunca sadık kalarak ve bir psikiyatr olarak birikimlerime dayanarak ana karakterlerimin, Bento Spinoza ve Alfred Rosenbergin iç dünyalarını hayal etmeye çalıştım...

... Çoğu araştırmacı Spinozayı mülayim ve kibar biri olarak görüyor, bazıları da hayatını Hıristiyan azizlerinkiyle ya da hatta İsanınkiyle kıyaslıyordu. Ben de bu nedenle Spinozanın içsel yaşamına dair bir roman yazmaya karar verdim. Kişisel uzmanlığım bu noktada Spinozanın hikâyesini anlatmama yardımcı olabilirdi. Ne de olsa, o da bir insandı ve beni ve yıllar boyunca üzerinde çalıştığım birçok hastayı rahatsız eden temel insani çelişkilerle mücadele etmiş olmalıydı...

... Spinoza kütüphanesine el koyan ERR subayı (Oberbereichter Schimmer) tarafından yazılmış bir belge (17p-PS), kütüphanenin, Nazilerin Spinoza Problemini çözmelerine yardımcı olabileceğini belirtiyor... diyor.

Tanıtım Bülteninden

ZAMAN

80 kitap okuma hedefine karar verdiğimiz tarihin üzerinden yaklaşık 5 ay geçti .
İlk kitaba başladığımız 1 Kasım ' dan bu yana 4 ay 7 gün geçti .
Yeni bir yıla yeni ümitlerle başlayalı 2 ay 7 gün oldu .
4 yılda bir bizi ziyaret eden 29 Şubat ' tan sonra 7 gün daha yaşadık .
1 Mart ' tan bu yana tam 23 kez hapşurdum .
1 Kasım ' dan bu yana 23 tane kitap okudum .
6 Kasım ' dan sonra o kadar çok güldüm ki sayamadım .
Bugün 7 Mart ; 24. kitabıma başlıyorum .
Saat çalışmaya devam ediyor...
                                                     

KİTAP OKUMA YARIŞMASI

Matbaanın icadından , Einstein ve Elvis Presley ‘ den , ikiz kulelere çarpan uçakların kopardığı yaygaradan  çok sonra ama zamanda yolculuk yapılan günlerden önce ,  on ağaç bir araya geldiğinde orman olduğu sanılan bir zamanda…   

İşte böyle bir zaman da insanlar arasında fabl yazmak pek revaçta değildi çünkü artık hayvanlar aleminde enteresan hadiseler cereyan etmiyordu. Gökdelenler arasına sıkışmış evcil hayvanlarsa artık insanoğlunun ilgisini pek cezbetmiyordu.
O günlerde ormanlar kralı Sloth*  ( evet yanlış okumadınız öyle bir zaman ki  Sloth’lar nesilden nesile ormanın kralı oluyorlar ve koskoca orman ahalisini yönetiyorlardı )  günde ortalama 18 saat uykusundan  kalan vaktini yemek yiyerek ve emirler yağdırarak değerlendiriyordu. Ormanı oturduğu yerden yönetmek isteği doğasıyla ilgiliydi , zaten uyanık kaldığı zamanın tamamını kullansa kendisi için yapılan uyku ağacının üç metre ilerisine bile ulaşamıyordu . Ama son günlerde ki kötü gidişat kulağına geliyor ve bunun için yapabileceği şeyleri düşünürken tekrar ve tekrar tatlı uykulara dalıyordu. Yine bir gün uykuya dalmadan hemen önce  esneyerek   hayvanlar dünyasının bu gidişine bir son vermesi  ve eski şöhretini yeniden kazanması için bir yarışma düzenlenmesini emir buyurdu. Tabi yarışma saatinin kendi uyku saatine uygun olarak düzenlenmesi şartıyla .
Zaman belki yaşadığımız zamanlardan farklıydı ama Tilki o zamanlar da yalaka ve çıkarcıydı . Krala yaranmak için bu yarışmayı organize etme işini büyük bir heyecanla  üstlendi .  Artık tavuklar kümeslerde yaşamadığı için günleri pek renksizdi zaten . Bütün vaktini belki bir kümes fotoğrafı görebilmek ümidiyle  insanoğlunun köylerde yaşayıp tarım yaptığı günlerden kalma çiftçilik temalı dergilere bakarak geçiriyordu .   
Tilki hayvanlar aleminin en şöhretli zamanlarıyla ilgili bir araştırma yaptı . Facebook ’tan ormanda yaşayan hayvanların son durumlarını ve profil resimlerini kontrol etti (  Facebook o zamanlarda da inovasyona devam ettiği için çalışmaların da bir hayli zorlandı ) . Orman da yaşayan yeni türleri gördükçe şaşırdı ve işinin oldukça zor olduğunu düşünüyordu . Zaman Tilki’yi çok değiştirmediği için yaptığı tüm araştırmalara rağmen geleneksel bir karar verdi  ve  bir zamanların efsane isimleri Tavşan ve Kaplumbağa ‘yı yarışmacı olarak seçti . Ancak bunun eski öykülerden farklı olması için farklı bir yarışma konusu bulmakta kararlıydı.
Günler büyük bir hızla geçiyor ancak Tilki bir türlü yarışmanın konusunu bulamıyordu . Gelenekçi tilki  eski öykülerden esinlenerek bulamadığı cevabı  ormanın bilgesi  Portia Labiata ‘  ya** danışmaya karar verdi . Portia Labiata ile Tilki komşu sayılırdı ama bilge daha önemli işleri olması sebebiyle basit meseleler dolayısıyla rahatsız edilmeyi istemiyordu. Ancak Tilki hayvanlar aleminin artık eşrefi mahlukatın ilgisini çekmiyor olmasından daha önemli ne olabilir düşüncesinin verdiği cesaretle silkeledi  bilgenin ağını.
Portia Labiata , davetsiz misafirinin geliş nedenini bildiği halde ona açıklama yapması için fırsat verdi. İnsanların dikkatini çekmek fikrini bir türlü anlayamıyordu ama belki bir laboratuar örümceği olmayı tercih eden eski  eşi Bayan Portia Labiata ‘ nın dikkatini çeker ümidiyle kendisine istediği şeyi vereceğini söyledi . Ve Tilki’ ye bir hikaye anlattı :
“ Bir zamanlar bir grup insan yeni bir seneye başlarken kendilerine o seneyi kapsayan bir hedef belirlemeye karar verdiler . Sanırım yıl 2012 idi ve bilginin en önemli değer olduğunun anlaşılmadığı zamanlardı . Bu insanlar azınlıkta olsalar da bilginin önemini idrak etmiş ve öğrenme açlığı çeken kişilerdi . Ve yeni yıl hedefi olarak kendilerine bir yıl boyunca 80 tane kitap okumayı seçtiler . Bu hedeflerini bir web ,Facebook sayfası ve Twitter hesabı üzerinden ilan ettiler . Sonra ne mi oldu ? İşte senin aradığın cevap burada başlıyor Bay Tilki . Ama unutma bilgi en önemli kaynaktır ve insanlar bilgiyi artık orman da değil kitaplar da arıyor . “
Portia Labiata hikayeyi anlattıktan sonra ağının çalışma odasına doğru yollandı . Bedenleri değil düşünceleri zehirlemeye başladığı günden bu yana her yeni soru işaretinin aranılan bir cevaba ulaşma da vesile olduğunu çok iyi biliyordu ve Tilki ‘ ye hediye ettiği zehrin etkisini görmek için sabırsızlanıyordu.
Tilki uzun uzun düşündü . Evine döner dönmez  internetin nimetlerinden faydalanarak hikaye de anlatılan web sitesini ve Facebook sayfasını  buldu . Ve Kral ‘ ın uyanık olduğu bir zamanı kollayarak Kaplumbağa ve Tavşan ‘ ı  davet etti . Kral ‘ ın uyku ağacının önünde toplanan hayvanlar alemi Tilki ‘ nin yarışma konusunu ilan etmesini sabırsızlıkla bekliyordu .  Ve Tilki açıkladı : “ Tavşan ve Kaplumbağa kitap okuma yarışı yapacaklar ! “ . Sloth uzun bir esnemenin ardından uykusunu etkilemeyecek bu fikri beğendiğini ilan ettikten sonra  tekrar uykuya daldı . Tilki ise yarışmacılara ve diğer konuklara yarışma kurallarını açıkladıktan sonra http://www.1yilda80kitap.blogspot.com/ adresinden arakladığı kitap listelerini yarışmacılara vererek okuma listelerini yeni açacakları bir web sitesi üzerinden bir yıl boyunca kaydetmelerini istedi . Bir yılın sonunda en çok kitabı okuyan yarışmayı kazanacaktı.
Günler su gibi akıp geçiyordu . Tüm hayvanlar alemi merakla bir yılın sonunda yarışı kimin kazanacağını merak ediyordu . Ancak Tilki ‘ nin daha önemli bir görevi vardı . Yarışma galibini tayin etmek ve kitapların okunduğundan emin olmak için yıl sonunda yarışmacılara bir sınav yapacaktı . Bu sebeple yarışmacıların okuduklarını ilan ettikleri kitapları okuyor , notlar alıyordu .
Yarışmanın sonuçlanmasına kısa bir süre kalmıştı ve bir gün  Tilki yatağından huzursuzca kalktı . Bir süredir doğası gereği yapması gereken şeyleri ihmal ettiğini fark etti . Mesela , eski dergileri karıştırıp  kümes fotoğrafına bakarak  bir tavuk hayaliyle yalanmamış , komşularının evini gizlice didiklememiş , anlattığı gerçek olmayan hikayelerle yavru tilkileri kandırmamış , Kral ‘ a yaranmak için sahte iltifatlarda bulunmamıştı. Ve tekrar fark ediyordu ki bunların hiçbirini yapmak istemiyordu . Daha dün avcılar tarafından annesi öldürülen bir kaz yavrusunu izlerken gözleri dolmuştu . Sokağa çıktığında tüm hayvanlara selam vermek istiyor , gülümseyerek onların sevgisini kazanmaktan büyük bir keyif alıyordu . Ve tüm bunlar olurken Portia Labiata ‘ nın kendisini gözlemlediğini bilmiyordu.
Bir yıl dolduğunda yine tüm hayvanlar Kral ‘ın ağacının önünde toplandılar . Tilki Kral ‘ ın uykusundan uyanmasını beklerken düşünceliydi . Ama Sloth o gün uyanmadı , bir sonra ki günde .
Yarışmayı kim mi kazanmıştı ? Bunun bir önemi yoktu . Sloth uyumaktan çiftleşmeye fırsat bulamadığı için geride bir veliaht bırakmamıştı . Artık hayvanlar alemi kendine yeni bir Kral aramalıydı .  Orman da bir Aslan ‘ ın  varlığı efsaneye dönüşürken ,  eski parlak günlere  dönülebileceği ümidi yeşermeye başlamıştı . Kaplumbağa ve Tavşan orman da bir kütüphane açtılar . Tilki yetim kaz yavrusunu evlat edindi .
Ve Portia Labiata Tilki ‘ nin düşüncelerine sızan zehrinin dünyaya yansıyan  sonuçlarını ağının çalışma odasından  gözlemlemeye devam ediyor…

*********************************************************************************************************

* Sloth , tüm memeliler arasında en yavaş hareket eden hayvanlar olarak bilinirler. Dakikada en fazla yarım metre kadar hareket ettiği hesaplanmıştır . Günde 15 ila 18 saat uyuyarak en çok uyuyan hayvanların başında gelirler. Kalan zamanda ise yemek yerler ve tutundukları ağaç dalını değiştirirler.
** Portia Labiata, Portia familyasının en zeki örümceğidir  ."Beyaz Bıyıklı Portia" olarak da bilinen bu örümcek Afrika, Asya ve Avustralya'nın çöllerinde ve ormanlarında yaşamaktadır. Bu örümcekler laboratuar testlerinde öğrenme yeteneklerini sergilemiş ve dünyanın en zeki böceği ünvanını almışlardır. Sergiledikleri yeteneklerden biri de problem çözme testlerinden birinde yiyecek için diğer örümceklere tuzak kurmalarıdır. Diğer bir örümcek ağının köşesine giderek ağa düşmüş bir böcek sesi çıkarmaya başlarlar. Portia Labiata'nın görme kabiliyeti çok güçlüdür, bu inanılmaz yeteneği çoğu kez gözlemlenmiştir. Bu örümcek avlanırken deneme-yanılma yöntemini uygular .

Bunların hepsini okudun mu?


Hayatınızın bir döneminde veya bazen hayatınız boyunca, farklı kişiler tarafından aynı sorular sorulur. Üniversite hayatım epey maceralı olduğu için tam 10 yıldır “okul ne zaman bitiyor?” sorusuna, son altı yıldır buna ek olarak “bu yıl bitiyor mu?” sorusuna muhatap oluyorum. Önceleri, Mevlana’ya atfedilen kültürlü ergen mottosu ya da kahvehane aydını özdeyişi diyebileceğimiz meşhur “ne kadar bilirsen bil, anlattıkların karşındakinin anlayabildiği kadardır” sözü fehvasınca, karşımdakinin meşrebine uygun bir cevap geveler dururdum. Bu tip uzun vadeli sorulardan muhatap olduklarım için artık çeşitli cevaplar geliştirdim, duruma göre alternatiflerini hazırladım.

Okul ne zaman bitiyor?
Allah bilir.
Canı ne zaman isterse; ben karışmıyorum.
Ben sana haber veririm.
Okula sor.


Bu sene bitiyor mu?
Büyük bir aksilik olmazsa bitmiyor.
“Tek” senelerde bitmiyor.
Teorik olarak mümkün.
Neden bu sene?


Kitap ile haşır neşir olan ve ufak tefek de olsa bir kitaplığı olan herkesin muhatap olduğu o meşhur soru bana da soruldu, zaman zaman sorulmaya devam ediyor: “bunların hepsini okudun mu?” Bu soruya da iyi bir cevap buldum, daha doğrusu hocalardan birinin verdiği cevabı telif vermeden kullanıyorum, bazen kısmen değiştiriyorum ama temel olarak şöyle oluyor diyalog:

Bunların hepsini okudun mu?
Hayır, daha fazlasını okudum.

İlk Kitap Tanıtımı Benden Olsun!

Geçen gün kitap fuarından aldığım yeni kitaplarımı kitaplığa yerleştirirken buldum ilk kitabımı.Yeniler gelince alt raflara taşınmış,yitirmiş heyecanını. Onu unuttuğumu vurdu yüzüme, bir utanç dalgası kapladı beni tabii.Tozlu raflarını yoklayınca geçmişin, lise yıllarında aldığım Tübitak kitaplarından biri olduğunu hatırladım sonra.Bende bu vefasızlığıma karşılık yeni bir sıfat yükleyeyim dedim ona; 80 kitaptan ilki olma ayrıcalığını.



Kitap ismi : Anadolu Manzaraları
Yazar : Prof. Dr. Hikmet Birand
Yayınevi : TÜBİTAK POPÜLER BİLİM KİTAPLARI

Prof. Dr. Hikmet Birand bir bitki sosyolojisi uzmanı ve ülkemizde bu dalın kurucusu.Ama bu şekilde bir tanıtım eksik olur, aynı zamanda haksızlık olur kanımca.Çünkü doğaya olan aşkını, onu anlatırken ki zevkini ve çabasını hissedince anlıyorsunuz kim olduğunu.
Yazarımızın akademik ünvanı kitap hakkında önyargı oluşturmasın.Şimdi bilimsel terimlere boğuluruz,kitap mı okuyacağız bilimsel makale mi diyebilirsiniz.Aksine, kitabın dili gayet sade ve bilimsel terimlerden uzak.Zaten yazarın amacı da bu(ki bunu kendide özellikle belirtiyor).Okuyanları sıkmadan,temiz bir üslup ile kendi doğa zenginliklerini anlatabilmek.

“Anadolu Manzaraları “ dağlarımızdaki çiçeklerden, ormanlarımızdaki ağaçlardan, bozkırlarımızdaki otlardan öyle bir bahsediyor ki, sanki o an bizde hocamızla beraber sohbet ederek geziyoruz o yerleri.Daha önce gelmişiz buralara ama sanki hiçbirşey görmemişiz ya da aslında hiç bakmamışız gibi geliyor.
Farketmeden öğreniyoruz yeni şeyleri; bozkırdaki kuru otun değerini, iğdenin yapraklarının neden tüylü olduğunu, akasyanın nereden geldiğini, humustaki zenginliği ve oluşumu...
Kitap her bilinçli, doğa tutkunu insanın kayıtsız kalamadığı; doğadaki bu yok oluşa dur demenin gerekliliği ve korunması için yapılması gerekenleri söylerek bitiyor.
En beğendiğim başlıklar; “At ve Asfalt “ ve “Ankara Çiğdemi”.
Ülkemizde kibirden uzak, hakkını vererek, kendini adayarak bilim için çalışmalar yapan yahut yapmış olan akademisyenlerimizin olduğunu bilmek gerçekten sevindirici.
Kitaptan birkaç alıntı:
"İşte kepeneğini sırtlamış , cigarasını tüttüren ve treni seyreden çoban. O, bu ovanın masallarının kahramanıdır, bilgedir. Büyükler, zenginler hep ondan akıl danışır.Bütün ömrünü hep bir başına stepin beyaz günlerinin ıssızlığı, parlak yıldızlı gecelerin sessizliği içinde geçiren ve düşünen adam ermez de kim erer?"
"...Çukurova'da her sabah güneş yerin ardından, yerin içinden çıkan kızıl ateşten bir sini gibi kıvılcımlar saçarak doğarken, onun ilk ışınları her akşam doğu yanını özenle sımsıkı örttüğüm çadırımda mutlaka gene bir delik, bir açık keşfeder ve içeri girdikten sonra da ' eyyam-ı bahur' a rastlayan bu haftalarda sabaha karşı çöken hafif bir serinlikle beraber yeni daldığımız uyku sırasında, daha önce gerçekten çalınmış ve duymamış olduğumuz kalk borusunu çalarlar…"